Anonim ve Limited Şirketlerde Rekabet Yasağı

TÜRK TİCARET KANUNUNA GÖRE ANONİM VE LİMİTED

ŞİRKETLERDE REKABET YASAĞI

 

Serbest Muhasebeci Mali Müşavir  Hasan Eröksüz

09.09.2007

 

1-      6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu 335 inci maddesinde ;

         “İdare meclisi azalarından biri umumi heyetin müsaadesini almaksızın şirketin konusuna giren ticari muamele nevinden bir muameleyi kendi veya başkası hesabına yapamayacağı gibi, aynı nevi ticari muamelelerle meşgul bir şirkete mesuliyeti tahdit edilmemiş olan ortak sıfatıyla da giremez. Bu hükme aykırı harekette bulunan idare meclisi azasından şirket teminat istemekte veya tazminat yerine yapılan muameleyi şirket namına yapılmış addetmekte ve üçüncü şahıslar hesabına akdolunan mukavelelerden doğan menfaatlerin şirkete aidiyetini talep etmekte serbesttir.Bu haklardan birinin tercihi birinci fıkra hükmüne aykırı harekette bulunan azadan başka azalara aittir. Bu haklar, zikredilen ticari muamelelerin yapıldığını veyahut idare meclisi azasının diğer bir şirkete girdiğini sair azaların öğrendikleri tarihten itibaren üç aylık ve herhalde vukularından itibaren bir yıllık müruruzamana tabidir.” hükmü yer almaktadır.

        

2-      Aynı husus Limited Şirketlerle ilgili 547 inci maddesinde ;

          “Müdür olan bir ortak, diğer ortakların muvafakati olmadan şirketin uğraştığı ticaret dalında ne kendi ve ne de başkası hesabına iş göremeyeceği gibi başka bir işletmeye mesuliyeti tahdid edilmemiş ortak, komanditer ortak veya limited şirketin azası sıfatıyla iştirak dahi edemez. Bu yasak, mukaveleye konacak hükümle bütün ortaklara teşmil edilebilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

 

3-      TTK’nın Limited Şirketlerle ilgili 556 inci maddesinde ;

         “Şirketin kuruluşuna iştirak edenlerle şirketin idare veya murakabesine memur edilen kimselerin ve tasfiye memurlarının mesuliyeti, cezai mesuliyetler ve şirketin vekaletlerce murakabesi hakkında anonim şirketin bu hususlara müteallik hükümleri tatbik olunur.” hükmü yer almaktadır.

 

Emsal Yargı Kararı

Yargıtay 

Onbirinci Hukuk Dairesi

E: 2000/04138 , K : 2000/05287 ,   Tarih   :  08.06.2000

 

REKABET YASAĞI

Karar özeti

TTK.nun 547. maddesi doğrultusunda şirket ana sözleşmesinin 14. maddesine konulan hüküm, bütün ortaktan bağlayan ve şirketin uğraşı alanına giren işi, yapmama zorunluluğu altına sokan, açık bir hükümdür. Mahkemece, ana sözleşme hükmünün hatalı olarak değerlendirilmesi suretiyle davanın reddolunması yerinde değildir.

          Taraflar arasındaki davanın (Soma Asliye Hukuk Mahkemesi)nce görülerek verilen 13.04.2000 tarih ve 1999/406 - 2000/122 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

         Davacı vekili, müvekkili şirket tüzüğünün 14.maddesi ile ilgili 2.9.1999 tarihinde tescil ve ilan edilen değişikliğe göre şirket müdürleri veya ortaklarının genel kuruldan muvafakat almadan şirketin uğraştığı ticaret dalında ne kendi nede başkası hesabına iş göremeyeceklerini, davalının genel kuruldan hiçbir olur almadan ekmek fırını açarak işletmeye başladığının 13.10.1999 tarihinde öğrenildiğini, keşide ettikleri ihtara rağmen davalının rekabet yasağına aykırı eylemine son vermediğini ileri sürerek, davalı tarafından yapılan ticari işlerin davacı şirket adına yapılmış sayılarak, bu işlerden doğan ve bilirkişi incelemesi ile saptanacak menfaatin davacı şirkete bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

         Davalı vekili, Ana sözleşmenin 14. maddesinde ve dayanağı TTK.nun 547. maddesinde yasağa ilişkin bir yaptırım yer almadığını, davacının talebini Anonim Şirketlerle ilgili TTK.nun 335. maddesine dayandırdığını, oysa bu maddedeki yaptırımın yönetim kurulu üyelerine ilişkin bulunduğunu, müvekkilin ise böyle bir şifalının bulunmadığını, yasağın yaptırımının limited şirketler bakımından ancak TTK.nun 551/3. maddesindeki ortaklıktan çıkarılma olabileceğini dolayısıyla müvekkilinin ticari faaliyetinin engellenemeyeceğini, şirketten çıkmak isteyen müvekkiline karşı açılan davadaki amacın müvekkilinin işletmesine engel çıkartmak olduğunu, TTK.nun 335. maddesinin limited şirketlerinin bünyesine uymayacağını, TTK.nun 550. maddesinde konu olarak TTK.nun 335. maddesine atıf yapılmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

         Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlar doğrultusunda davalının şirket ortağı olup, bir sıfatının bulunmadığı, tüzüğün 14. maddesinde hüküm olmayan hallerde TTK.nun hükümlerinin uygulanacağına ilişkin yapılan atfın ortak açısından açık bir sınırlama ve yaptırım getirmediği, davalı için rekabet yasağı konulduğu anlamına gelmeyeceği, kaldı ki davalının ortak olarak zaten rekabet yasağına da tabi olmadığı, gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.

         Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

         Davacı şirket ana sözleşmesinin 14.maddesinde konulan bir hükümle, şirket ortakları, şirket genel kurulundan gerekli izni olmadan şirketin uğraştığı ticaret dalında ne kendi ne de başkaları hesabına iş görmeyecekleri hükme bağlanmıştır. Aynı maddede bu sözleşmede bulunmayan hükümler hakkında TTK. hükümleri uygulanacağı öngörülmüştür.

         Esasen, şirketin konusuna giren hususlarda rekabet yasağı TTK.nun 547. maddesinde müdür olan ortak için öngörülmüşse de, aynı maddede ana sözleşmeye konulacak hükümle bu yasağın, bütün ortaklara teşmil edilebileceği hükme bağlanmıştır. Anılan madde uyarınca şirket ana sözleşmesinin 14. maddesine konulan hüküm bütün ortakları bağlayan, şirketin uğraşı alanına giren işi yapmama zorunluluğu altına sokan açık bir hükümdür. Mahkemece, ana sözleşme hükmünün hatalı olarak değerlendirilmesi suretiyle davanın reddolunması yerinde değildir.

         Mahkemece, işin esasına girilerek tarafların delilleri toplanmak, gerektiğinde bilirkişi dinlenerek varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmek gerekirken, davanın reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir.

         Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 8.6.2000 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yorum Yaz